Yayınlar

DEMOKRASİ Mİ DEDİ BİRİ!

12 Haziran 2011 Genel seçimleri
Ve ben oy kullanamadım.
Hem de demokrasinin birinci gereğini yerine getiremedim.
Neden mi diye soruyorsunuz
Söyliyeyim adres değişikliğini zamanında nüfus müdürlüğüne bildirmediğim için
Adres değişikliklerini Nüfsu Müdürlüğüne bildirmem gerektiğini bilmiyordum.
Öğrendim.
Cezasını para ile ödedim.
Değişikliği bildirdim.
Ama yine de oy kullanamadım
Neden diye sordum
30 Mart son tarihti dediler.
Sonrasında YSK ya telefon açtım
İlgili birim dediler bir hanımefendiyi bağladılar.
Oy kullanmak istediğimi söyledim
Bu isteğim olmasına rağmen basit bir adres değişikliği ile bunun nasıl elimden alındığını sordum.
2007 Seçimleri ile şimdiki seçmen sayısında ki artışa rağmen oy kullanamamı içime sindiremediğimi söyledim.
Bana kızdı, YSK başkanı bu konuda açıklama yaptıya dedi.
Hanımefendi dedim, ben TC vatandaşıyım ve oy kullanma hakkımı istiyorum dedim.
Biz dedi adrese dayalı seçmen belirliyoruz.
Kızgınlığı hala sesinin tonundan anlaşılıyordu.
Peki dedim evsizlerin…

ÇELİK ÇOMAK OYNADINIZ MI SİZ HİÇ!

Çocukluğumdan aklımda kalan birkaç oyundan biri
Neden çelik diyorduk bilmiyorum.
Sanırım bir yerimize geldiğinde duyduğumuz acıdan olsa gerek.
Kim öğretmişti neden oynardık
Zevki neydi
Kazanana ne veriyorlardı.
Alt tarafı uzunca bir sopa ile kısaca bir sopaya vurma oyunu idi.
Oyun kısaca iki taşın üstüne yatay koyduğumuz kısa sopayı
Hatta sopa bile denmez dal parçasını
Büyük sopa ile havalandırarak vurmak ve olabildiğince uzağa atmak
Oyun tamamı ile bundan ibaret idi.
Gerisi teferruat
Bursa da kuralları sayı hesaplamasını farklı uygulardık
Yalova'ya gittiğimizde farklı
Eskişehir de ise biraz daha farklı idi.
Ama temel kural kısa sopayı havalandır ve vur.
Çok basit gibi görünen bu oyunda bile
Takım olabilmek vardı,
Paylaşmak birlikte hareket edebilmek vardı.
Sevgi vardı dostluk vardı.
Ne çelik ne de çomak önemli değildi
Günümüzde ise çocukar kendileri için hazırlanmış
Paylaşımı olmayan
İletişimi olmayan bilgisayar oyunlarındalar.
Şimdi bunu oğlum okusa hemen itiraz eder.
Ama baba b…

KORKU KRALLIĞI 3

Geçen gün bir arkadaşım bilim çözemedi korkuyu sen mi üstesinden geleceksin dedi.
Psikiyatri bilimi uğraşıyor korkular üzerine
Buldukları keşfettikleri her konunun sonuna fobi eklediler mi bilimsel oluveriyor korku
Çok büyük saygı duyuyorum çok zor bir bilim dalı
Ne olursa olsun bu yazı dizisine devam edeceğim.
Ama bugün biraz bilimsel bakacağım korkuya.
Psikiyatri bilimi üç ana gruba ayırmış korkularımızı
Sosyal-fobi, Agora-fobi ve Özgül-fobiler
Öyle uzuuunnn uzadıya yazınca kimse okumuyor.
O yüzden bugün sadece sosyal korkularımızın üzerinde duralım.
En çok karşılaştığımız korkulardan biri misafir kabul etmek
Özellikle hanımların büyük korkusu
Evim dağınık aman tanrım
Ne yaparım ben şimdi
Hay allah bak şurada da toz kalmış
Eeee ne ikram edeceğim
Gelende bir dedikoducu ki sorma gitsin
Hay allah şimdi bu herşeye kusur bulur
Ya başkalarına da anlatırsa
ooo
Gitti ömrün yarısı
Alt tarafı gelen misafir.
Misafir evime geliyor ise
Ben nasılsam öyle görsün beni
Benden rahatsız olana misafir…

KARABAŞ DİYE BİR İT

Karabaş ile ilk karşılaştığımda 4 aylık idi.
Babamın iş yerine girdiğimde birden karşıma çıkmıştı.
Beni görünce portakal gibi soyulmuş otobüsün altına kaçıverdi.
Siyahlıklar vardı başında kahve rengi bir köpekti.
Dudaklarımdan karabaş buraya gel gibi birşey çıktı.
Karabaş karabaş diye seslendim ama o korkmuştu sanırım
Otobüsün altında öylece yatmıştı.
Babamın sesini duydum.
Rahmetli "Korkutma o yavru daha" diye seslendi arkamdan
Sonra da adını ne koydun dedi...
Karabaş dedim.
Tam ona göre bir isim dedi sen sev diye aldım dedi.
Bu sırada Karabaş gelmiş babamın ayakkabılarını yalıyordu.
Acıkkmış dedi
Git şurdan lokantadan şu tasın içine çorba koysunlar ekmekde doğrasınlar dedi
Karabaşı kucağına almış başını okşuyordu.
Adını ben koymuştum ama hep o babamın köpeği olacaktı.
Elimde içinde ekmek çorba karışık tasla geldiğimde
Karabaşıda kucağıma verdi. Karabaşla ilk barış sağladığımız gündü
Babamın dışında elinden yemek yediği tek kişi bendim.
Terasta oynardık karabaş ile
Tembelli…

KORKU KRALLIĞI 2

Korkudan bahsettik
Dedik ki hayatımızda ki önemli bir etken.
Yaşama sevincimizi azaltan sevgimizi kısıtlayan bir kıskaç
Korkutularak büyütülüyoruz.
Erkeğimizi kızımız cinsiyete bakmadan korkutuluyoruz.
Daha küçüklükten korkmayı ve korkutmayı öğreniyoruz.
Gelin bu sefer kızlarımızı neler ile korkutuyoruz biraz onlara bakalım.
Önce otorite figürleri oluşturuyoruz kızlarımız için
Baba
Koca
Devlet
Şimdiler de aile bile bir korku figürü haline getirilmeye başlandı
İşimize gelmeyen en küçük bir aile mevzusu için dahi, "Aman komşular duymasın rezil oluruz"
Neyin rezili olacağız,
Komşular duysa ne olacak
Beni seviyorsa
Bana saygı duyuyorsa
Sıkıntımda yanımda olmayan komşuyu ne yapayım ben
Annelerimizi en önemli kaçamağı
"Baban duymasın"
Baktı yetmiyor
"Akşama babana söylerim" tehtidine kadar giden yol.
Baba mı, tüm günü yorgunluğu üzerinde
Evine geldiğinde istediği tek şey güler yüz ve sevgi
Oysa onu karşılayan
Çaresiz kaldığını yeterince korkutamadığını düşün…

GEL DE YAZMA

“YERİ GELİYOR BUNLAR MİLLİYETÇİ, YERİ GELİYOR BAKIYORSUNUZ BİR ANDA KOMÜNİST” 
Sözün sahibi bu ülkenin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan.
Hadi gel de yazma
Bir Başbakan nasıl olur da bu iki kelimenin anlamlarını bilmez.
Yoksa biliyor da millete takiye mi yapıyor 
Kendisini destekleyenleri mi kandırıyor.
Millet sözlük anlamı ile "Çoğunlukla aynı topraklar üzerinde yaşayan, aralarında dil, tarih, duygu, ülkü, gelenek ve görenek birliği olan insanlar topluluğu"
Milliyetçi sözlük anlamı ile "Milliyet ilkesini benimseyen, milliyetsever."
Komünizm sözlük anlamı ile " Bütün insanların eşitliği ve eşit haklılığı ilkesine dayanan; gelecekte, sınıfsız bir toplumda, eşit yaşama koşulları içinde, herkese gereksinmesine göre ilkesini gerçekleştirmeyi erek olarak koyan bir toplum öğretisi."
Komünistte bu öğreti yanlısı olan kimse
Şimdi biri bana söyleyebilir mi?
Bir toplum öğretisi olan, Komünizm ile toplumu ifade eden millet milliyet sözlükleri zıt sözcükler olabilir mi?
Komünizmi b…

DEEP PURPLE KONSERİ

İstanbul da yine bir konser akşamı
Yer mükemmel seçilmiş
Ulaşımı kolay
Konser vermek, eğlenmek için ideal bir yer.
Grup, Deep Purple 1968 lerden günümüze ulaşan bir grup.
Performans mükemmele yakın
Ama benim derdim biraz konsere gelenlerle
Hani neredeyse her yaştan var.
Gençler ağırlıkta olsa da
Tek eksik coşku
Böylesi mühteşem bir grup geliyor
Olduğu yerde sallanan birkaç kişiden başka kimse yok
Oysa seçim meydanları bile çok daha coşkulu.
İnsanın ne işiniz var sizi burada diyesi geliyor
Birkaç sene önce bile konserler coşkulu idi.
Kaybettiğimiz kaybettirdikleri şeylerin sayısı gittikçe artıyor sanırım.
İstanbulda gittiğim ilk konseri hatırlıyorum da
Hisar da Paco de Lucia konseri
Heyecandan konserden çıktıktan sonra bile ayaklarım titriyordu.
Deep Purple, Led Zeplin, Black Sabath bana Üniversite yıllarımda Ağır Metali sevdiren gruplar
ODTÜ de 2. yurdun karşısında çimenlere oturup dinlemenin keyfi bambaşkaydı
Konserde tek rahatsız eden coşkunun azlığı değildi
Ellerine kırmızı bayrakl…

HAYATIN ORASINDAN BURASINDAN...

Başımıza gelmeden bilemeyiz kimse de uyarmaz.
Acı bir tecrübe ile öğreniriz.
Çoğumuz gelen bilgilendirme e postalarını siler atarız.
Yarısına gelmeden sıkıldığımız çok olmuştur.
Bu da 112 Acil den dertlenmiş bir arkadaşımın e postası idi.
Yaşadığını öylesine içten dökmüş ki kelimelere
Üzüntüsüne sizleri de ortak etmeden yapamadım.
İstanbul metropolun de hah bahar geldi dene birgünde
Elinde bastonu ile caddede karşıdan karşıya geçmeye çalışan bir adam
Yaş ilerlemiş vücudu yılların yoğunluğunu taşımaktan yorulmuş
Kim bilir aklından neler geçiyor bilinmez ama
İstediği birkaç adım daha atıp karşıya ulaşmak varken 
O da ne bir canavar hem de adını trafikden alan bir canavar
Tüm şiddeti ile kendini dahi taşımakta zorlanan bu yaşlı bedene çarpmış
Görenlerin bir kısmı başını çevirip uzaklaşırken kimi ah vah çekerken
Arkadaşım sarılmış hemen telefona
Hızla çevirmiş 1 1 2 sadece 3 numara hızlı ve acil aransın diye
3 saniyede bağlansın yardım hemen ulaşsın diye...
Hani 7 numara çevirip gereksiz zaman kaybedilmesi…

ACI MEYVE

Resim
Her meyve acıdır.
Olgunlaşmadan yenildiğinde acı bir tat verir.
Zeytin acı meyve olarak biliniyor olsa da her meyve ilk başta acıdır.
Zeytin karardıkça tuzu içine çektikçe tatlanır su ile yıkandıkça keyiflenir.
Kimi kayısı gibi güneşte tat alır
Narenciye gibi kasada
Muz gibi çuvalda
Kimi suda
Kimi ise güneşsiz nemli ortamlarda
İnsan oğlu da bir meyvedir
En tatlı halleri ilk doğduğu zamanlar dadır.
Dünyaya gözlerini ağlayarak açar
Ağlatarak kapatır.
Çocukluğunu yaşayabilirse artar değeri
Gençliği ilk acıları tattığı dönemdir.
İlk aşk acısını
Dokunuşları
Hissetmeyi, hissettirmeyi
Acıyı yaşadıkça kendisi de bozulur
Yalanı öğrenir
Hainlik yapar
Tecrübe diye avunurken gelir olgunluk çağı
Olgunlaştıkça acır
Zaman geçtikçe çekilmez olur
Geçmişte arar yapamadıklarını
Yaşayamadıklarını düşündükçe acısı da artar
Tat vermez hale gelir.
Her meyve acıdır ama
Sadece insan oğlu olgunlaştıkça ACIYAN dır...


ÖĞRETMENİM CANIM BENİM

Son dönemlerin moda konusu, "Öğrenmeyi öğrenmek".
Öğrenmeyi zevkli kılıyoruz diye çıktılar yola.
Kimse alınmasın ama öğrenmeyi bilmediğinizi söylüyorlar önce size
Öğretmeyi beceremiyoruz diye yok! Sen öğrenemiyorsun. Öğrenemezsen senin kabahatin ya aptalsın yada öğrenmeyi bilmiyorsun.
Eskiden öğretmenler vardı, öğretmeyi bilenler.
Adını öğretmekten alan bir saygı duyulan bir azınlık.
Hele ki küçük yerlerde kasaba ve köylerde öğretmen dedin mi Kaymakam ve Muhtardan bile önce gelirlerdi.
Şimdi bunlar öğretme kabiliyetlerini kaybettiler. Bugün değil yıllar önce
1970 li yılların sonları idi. En fazla olay nedense Üniversitelerin öğretmen yetiştiren Eğitim Fakültelerinde olurdu olaylar. Daha o zamanlar başlamıştı bu oyunlar. Sol görüşlü öğrenciler okuldan içeriye adım dahi attırılmazlardı. Oysa sağcı ve dinci öğrenciler ellerini kollarını sallaya sallaya girerlerdi Eğitim Fakültelerinden içeriye. O günlerde idi hatırladığım 4 yıllık Eğitim Fakültesinden öğrenciler 2 yılda mezun …

GEZİ"DEN" SONRA

Türkiye dün ne ise yarında o olacak. Kimine salçalı kebap kimine kuru ekmek. Sol bu ülkede hep üvey evlat. Seçimleri ile doğruyu yanlıştan ayıramayan adetlerine adet yaratan bir avare toplum olduk. Gezi Parkında yaşananlar bir umut kıvılcımı idi yine yangına dönüştüremediğimiz.
Bu toplumun Başbakanı diyeceğim ama çıktı ben % 50 linin lideriyim dedi. Peki ya kalan % 50 onlar vergilerini veren köle gibi çalışan onlar ne olacak derken, biz çektik şimdi onlar çeksin dedi.
Ne çektiler diye düşündüm biran...
Hani biz fark etmeden bir hata mı yaptık diye...
Sonra döndüm baktım ülkenin son 30 yılına hep bunlar iktidar da
Hatta iktidarları sağlam olsun diye 30 yıl önce bu topraklarda sol görüşe karşı askeri darbe yapıldı.
O gün bugündür bunlar iktidarda
Bugünlere kadar hep insan gözü ile bakıyordum. Her insan özgür olmalı düşüncesinde, yaşayışında, sözlerinde, eylemlerinde.
Ruhumu dahi tutsak almaya çalışmalarına rağmen görüşüm hiç değişmedi, her insan özgür olmalı.
Ancak, insanlıktan çıkanla…

YALANDAN dinDAR

Lise yıllarımdı, sağ sol kavgasının yoğun yaşandığı bir dönem. Konuşurduk çoğunlukla hararetli tartışmalarımız olurdu. Ülkenin geleceği ile ilgili. Edebiyat hocamız Tercüman gazetesini överdi sınıfta. Duygularına hislerine tercüman olduğunu söyleyerek. Dedem Son Havadis okurdu düzenli olarak. Adalet partinin yayın organı gibiydi her ikisi de. Hürriyet daha ortada haberler yapardı, Milliyet ise aynı patronun daha sola yakın gazetesi. Medyanın gücü o zamanlarda inkar edilemezdi. Sağcısı da solcusu da Tercümanın spor sayfasından övgü ile bahsederdi. Cumhuriyet en solda olan gazete idi. Cumhuriyette yazımız yayınlansın diye edebiyat parçalardık. Yazdıklarımın tashihini sağcı Edebiyat Hocamıza yaptırtırdım. O zaman da vardı bu dinciler, hep aynı ezilmiş mağdur edebiyatı ile. Sağcısı da gülümserdi onların ağlanmasına ağlak suratına solcusu da. Sonra bir sabah uyandık ki ordu yönetime el koymuş, 12 Eylül sabahı idi. Tek açık yer Camiilerdi. Ülke genelinde sokağa çıkma yasağı vardı ama günde …